0224 711 21 04

Osmanlı’da yılbaşı nasıl kutlanırdı?

Bu yılbaşı başka yılbaşı… Müslümanların asıl takvimi olan hicri takvime göre yılbaşı, yani: “Muharremiye”
Müslümanların ibadetleri için devamlı surette takip ettikleri asıl takvim, malum olduğu üzere hicri takvimdir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

”Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah’ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü (savaşılması) haram (kılınmış olan, muhterem ay)lardır. İşte doğru din budur… ” (Tevbe, 36)

İşte ayet-i kerimede bildirildiği gibi, Allah katında geçerli olan asıl takvim, Muharrem ile başlayan, Zilhicce ile biten, ay takvimidir. Bu on iki ayın dördü, Allah katında muhteremdir. Bu aylarda insanların savaşması yasaklanmıştır. Muharrem ayı da hem hicri yılın ilk ayı, hem de haram ayların ilkidir. Muharrem kelimesinin manası da “muhterem kılınmış” demektir.

Hz. Ömer devrinden itibaren Müslümanlar Peygamberimizin Medine’ye hicretini takvim başı olarak kabul etmiştir. Bu sebeple de Müslümanların kullandığı takvimin adı Hicrî takvim olmuştur.

Muharremiye

Osmanlı devletinde Muharrem ayının girişi vesilesiyle şairler şiirler yazardı. Padişaha takdim edilen bu şiirlerde, hem yeni yıl tebrik edilir, hem de muharrem ayının ümmete hayırlar getirmesi için Cenab-ı Hakk’a dua edilirdi. Padişahın Muharrem ayının girişini kutlama maksadıyla dağıttığı bahşişe de Muharremiye denirdi. Fakat Mmuharrem ayının girişi şenliklerle kutlanmazdı. Çünkü bu ay, Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği aydır. Bu sebeple Hicri yılbaşını tebrik eden şiirler haricinde kutlama yapılmazdı. Aksine Muharrem ayı girince on gün boyunca öğle ezanları Hüseyni makamında okunurdu.
Osmanlı toplumunda yalnız Şii ve Aleviler değil, Sünni Müslümanlar da Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinin yıl dönümü olan 10 Muharrem’i hüzünle anarlardı. Sümbül Efendi Camii’nde yapılan Aşure merasimlerinde mevlit bahirlerinin arasında mersiyeler okunurdu.

Zaten Muharremiye şiirlerinin birçoğu, Hz. Hüseyin için yazılan makteller ve mersiyelerden oluşur. Maktel, şehadeti ve bundan dolayı acıyı anlatan şiirlerdir. Mersiye ise bir kişiyi, genellikle de Hz. Hüseyin ve ehli beyti metheden, üstünlüklerini sayan şiirlerdir. Mersiyelerde Hz. Hüseyin’in şehadetinden dolayı hissedilen acının yanında ona bu zulmü reva görenlere karşı hissedilen kızgınlık da hiciv diliyle ifade edilirdi.
Halk arasında Muharrem ayın ilk gününden daha çok, onuncu günü, yani Aşure Gününe itibar edilirdi.

Aşure Gününün Fazileti:

Hz. Aişe’den rivayet edildiğine göre, Muharrem ayının onuncu günü İslam’dan önceki devirlerde de mübarek kabul edilen bir gündü. Cahiliye devrinde Mekkeliler Kabe’nin örtüsünü bu günde değiştirirler (Müsned, II, 57,143) ve bu günde oruç tutarlardı. (Buhari, Savm, 69)

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz de bu günde oruç tutar ve tutulmasını emrederdi. Medine’ye hicretten sonra Yahudilerin de bu günde oruç tuttuğunu görünce onlara nedenini sordu. Onlar da “Hz. Nuh’un gemisi bugün karaya oturdu, Hz. Musa firavunun elinden bugün kurtuldu” dediler. Allah Resulü onları tekzip etmedi, aksine “Biz Musa’ya sizden daha layıkız” buyurdu. (Buhari, Savm, 69)
Bazı âlimlere göre, Ramazan orucu farz kılındıktan sonra Aşure günü oruç tutmak müstehab kabul edildi.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

“Aşûre günü orucunun, önceki yılın günahlarına keffaret olacağını Allah Teâlâ’nın rahmeti’nden umarım” (Tirmizi, Savm: 48) buyurmuştur. Ancak Yahudilere benzememek için bir gün önce veya sonrasıyla beraber iki gün oruç tutulmasını emretmiştir.(Ahmet bin Hanbel, Müsned, 1: 241)

Bazı hadis kitaplarında, bu mübarek günde selam vermeyi, sadaka vermeyi, sıla-i rahim yapmayı teşvik eden hadisler zikredilmektedir. İbni Mes’ud radıyallahu anhu anlatıyor: Resûlullah aleyhisselatu vesselam buyurdular ki: “Kim ailesine aşure günü geniş (cömert) davranırsa Allah da ona senenin geri kalan günlerinde cömert davranır” (Beyhaki Şu’abu’l-İman, 3, 365)

Anadolu halkı, bu günün bereketinden istifade etmek için Aşure tatlısı yapıp hem hane halkına hem d ekonu komşu ve akrabaya ikram etmeyi gelenek haline getirmiştir. Bu sünnet olan bir ibadet değildir ama sadaka ve bu güne mahsus bir ikram olarak kabul edilmesinde bir sakınca yoktur.

Hicri Yılbaşını Nasıl Değerlendirelim?

Batı medeniyeti hayata hep tüketim ve eğlence gözlüğüyle baktığı için batının yılbaşı anlayışı da bol bol alışveriş ve günahın her türünün işlendiği eğlencelerle şekillenmiştir. Hatta batı zamana da tüketim mantığıyla bakar ve “Hovardaca harcayacağım yeni bir yıl geliyor!” diye sevinir. Oysa bize bir yıl daha ömür verilip verilmediği meçhuldür.

Hiçbirimiz bir yıl daha yaşayacağına dair bir garanti almadı. Öyleyse yeni bir yıl geliyor, diye düşünmemiz manasızdır. Bildiğimiz tek şey bir yılın daha bittiği!

Bu durumda yılbaşını çılgın gibi eğlenerek mi, yoksa “Geçen yılı nasıl geçirdik? Önümüzdeki bu yılı nasıl geçirmeliyiz?” diye düşünüp taşınarak mı değerlendirmeli? Öyleyse biz de Hicrî Yılbaşını bize yakışır şekilde değerlendirelim.

KAYNAK: İslami Hayat Dergisi

Paylaş: